Sen İstanbul Olsaydın

26 Mayıs 2009

Sen İstanbul olsaydın;
Ben, sende konacak bir dal bulamayan martı gibi
çığlık çığlığa atardım kendimi denizlere!
Sen İstanbul olsaydın…
Sen İstanbul olsaydın, aşka doğru…
Bürünüp sevda rengine,
dursaydın gurubun önünde akşam vakitlerinde.
Ve ben…
Bense bir güneş gibi yakmaya gelirken seni;
saplansaydım kirpiklerine, tam kalbimden…
Düşseydim ufkuna, kan-revan içinde! ..
Sen İstanbul olsaydın,
ve sorsaydın halimi kanatsız güvercinlere!
Sen İstanbul olsaydın;

» devamı

Kerkük - Musul ve Batum’u Nasıl Kaybettik?

24 Mayıs 2009

1

957 yılında Mayıs ayında, İstanbul Üniversitesi Kimya Fakültesi’nin Talebe Cemiyeti, Mareşal Fevzi Çakmak’ı anmak üzere İstanbul Bayezid’deki şimdi yerinde büyük iş hanları olan Mar­mara Talebe Lokali’nde toplantı tertip etmişlerdi.

Bu gençlik toplantısının hatipleri Hamdullah Suphi Tanrıöver, Fahreddin Altay Paşa ve Yusuf Kemal Tengirşek idi.

Hatipler, Mareşal’ı hayırla yâd ettiler. Kürsüye gelen, (Lozan’dan önceki dışişleri bakanımız) Yusuf Ke­mal Bey, konuşmasını tarihî tespitlere tahsis etti ve gençlere:
» devamı

Ölüm Treninden Bozkıra Savrulanların Aşkı Biter mi?

09 Mayıs 2009

K

ompartımanın kapısının açılmasıyla gözlerin, askerlerin kolundan tutarak içeri ittikleri genç kıza çevrilmesi bir oldu. Ağlamaktan gözleri kan çanağına dönmüş, hatta şuurunu yarı yarıya kaybetmişti… “Bak bakalım” diye gürledi sağındaki asker; “Bunların hangisi baban?”
Başını kaldıran genç kız, gözlerini perdeleyen saçlarının arasından taradı içeriyi. Köşede, cam kenarında oturan kirli sakallı ihtiyarla göz göze geldiklerinde tâ derinlerden bir “Âh!” yükselip boğazında yankılandı da umutsuzca debelenip kuyunun içinde kaybolan sesler gibi kimse duymadan kayboldu sonra. “Yok” diyebildi kız; “Bu kompartımanda da yok babam.” Solundaki asker iki büklüm olmuş kadının yüzüne diziyle vurduktan sonra “Gidelim” dedi yanındakine. Onlar kompartımandan çıkarken çaresiz bir babanın küllerinin havaya savrulduğunu kimseler göremeyecekti. » devamı

Derdi olan neylesin?

05 Nisan 2009

Yavuz Sultan Selim Han, Mısır ı fethettiğinde bir süre orada kalır. İdareyi eline alıp kendi hâkimiyetini yerleştirmek için bu elzemdir. Bu sırada bir çadırda kalıyor.  Çadırı süpürüp temizleyen, yemeği yapan Mısırlı bir cariye vardır ki, Yavuz Selim Han sabah çıkınca, cariye geliyor, akşama kadar çadırı temizleyip yemekleri hazırlayıp gidiyor, akşam olunca da Yavuz Selim Han çadırına dönüyor. Cariye nasıl olduysa bir kaç defa Yavuz Sultan Selim Hanı görür ve Ona âşık olur. Lâkin umutsuz bir aşk. Zira bir tarafta koskoca Cihan Padişahı Halife-i Rûy-i Zemin,  diğer tarafta basit bir cariye.. Fakat cariyenin aşkı dayanılmaz boyutlara ulaşıp da kalbine sığmaz hale gelince, ne yapacağını bilemez halde Halifeye açılmaya karar verir. Lâkin aradaki uçurum cariyeyi iyice çıkmaza sokar ve kararsız hale getirir. Bir yandan aşkının dayanılmaz baskısı, diğer yandan aradaki devâsâ farkın kendini engellemesi arasında bocalayan cariye Halifenin karşısına çıkma cesaretini kendinde bulamadığından, yazıyla ilân-ı aşk etmeye karar verir. Ve üç kelimelik bir not yazarak Halife hazretlerinin yatağına bırakır. » devamı

Sarıkamış şehitlerine selam söyle!

31 Mart 2009

Güle güle reis!

Sarıkamış şehitlerine selam söyle

Seni orada bekleyen kim varsa selam söyle

Onları unutmadık, seni de unutmayacağız.

» devamı